İstanbul’da şu an ne hissediyoruz?
Şehir tek bir sahneden anlatılamıyor. Belki de iyi tarafı tam olarak bu.

Son zamanlarda İstanbul’da bir planın en iyi kısmı, planda olmayan şey olabilir. Bir arkadaşın getirdiği başka biri, ayaküstü uzayan bir sohbet, çıkarken fark edilen küçük bir mekan. Şehir, takvimde işaretlediğimiz adreslerin arasında da yaşanıyor.
Büyük kalabalıkların yerini her zaman büyük bir şey alması gerekmiyor. Aynı masanın etrafında toplanan birkaç kişi, bir mekanı akılda kalıcı kılabiliyor. O akşamı hatırlatan şey dekor ya da davetli sayısı değil; kiminle, nasıl konuştuğumuz.
Bu yüzden bir yerin yalnızca nerede olduğu değil, içinde neye alan açtığı da önemli. Müziğe mi, yeni insanlara mı, uzun bir sohbete mi? İyi mekanlar bazen programdan çok karşılaşma ihtimali sunuyor.
Bir sergiye gidip geceyi orada bitirmiyoruz. Bir kahve, bir performansın öncesi; bir akşam yemeği, yeni bir fikrin başlangıcı olabiliyor. Kültür, yeme içme, müzik ve sosyal hayat birbirinden ayrı kutular gibi işlemiyor. Şehrin tek bir sahnesi yok; farklı çevreler sürekli birbirine değiyor.
Bu akışın içinde planlar da daha esnek. Bir yere gitme kararı bazen son anda veriliyor, gece bazen beklenmedik bir yöne dönüyor. Her şeyi önceden bilmek yerine keşfetmeye yer bırakıyoruz.
MELD için cevap, yalnızca yeni açılan yerler ya da kalabalık etkinlikler değil. Bir araya gelme biçimlerimiz, hangi hikayelere kulak verdiğimiz ve bir yerden ayrılırken yanımızda ne götürdüğümüz. İstanbul’da şu an hissettiğimiz şey belki de bu: Şehir, birbirine karıştıkça daha çok şey anlatıyor.
kayda geçenler